Yönetsel Paradigmanın İflası


Kocaelispor’da belirsizlikler çığ gibi katlana katlana devam ediyor. Belirsizlikler her alanda yaşanıyor. Belirsizlik ve umut tacirliği bu kulübün artık genetik kodlarına işlenmeye başlamış durumda. Transferin açılıp açılamayacağı belirsiz, kulübün kaç yılda üst ligleri hedefleyerek sıçrama yapacağı belirsiz, kadronun yapısı ve sistem belirsiz, yönetimin planlamaları, vizyonu ve gelir getirici projeleri belirsiz… En büyük belirsizliklerden biri de sağlıklı işleyen bir denetleme ve geribildirim ağının varlığı…

Kocaelispor taraftarı için tüm bu sürecin yansıması bir çeşit kısır döngünün tamamlanması şeklinde ilerliyor. Her bir tamamlanış süreci çözülemeyen benzer problematik bağlamında başa aldırıyor ve aynı problemli zeminin içerisinde, kökten farklı olmayan düşünce, söylem, yaklaşım ve şahıslar etrafında dolanmaya neden oluyor.

Son 4 yıldır yaşanan problemli ve sarmal sürecin nasıl işlediğini aşağıdaki tabloda inceleyelim.

Kocaelispor'da problemlerin çözümsüzlüğündeki öznel davranış sarmalı
Kocaelispor’da problemlerin çözümsüzlüğündeki öznel davranış sarmalı

Kocaelispor’da başarısızlığın subjektif faktörleri arasında toplam 7 adımda işleyen ve çözülemeyen çelişkilerin kendini bir sonraki aşamada yeni bir çelişki yaratarak ilerlemesi şeklinde gösteren bir yapısı bulunuyor. Sirküler bir seyri olan bu işleyişin sonuç çıktısı, hatalar sarmalı, aynı nehirde ısrarla yıkanma, geleceğe yönelik umutların kaybedilmesi, iradi faktörün erozyona uğraması, inançsızlık, idarei maslahatçılık ve yabancılaşma olarak kendini gösteriyor. Özetle mekanizma canlı, dinamik, çözüm odaklı, gelişen, kümülatif bir seyirden çıkarak cansız, donuk, sorun yaratan, gelişimin önünü tıkayan bir zemine dönüşüyor.

Sarmalın başı veya sonu aslında ilk çemberin içinde yer alan çelişkili birlikten oluşuyor. Başı veya sonu farketmiyor çünkü gelinen nokta veya herşeyin başlangıç noktası aslında aynı. Seyir bir ilerleyiş gibi gözükse de aslında bombeli bir yapı kazanıyor.

Her bir çemberde yer alan bu iki unsur, iki çelişki, bir bakıma kendi özdeşliklerini yaratıyor. İstikrarsız da olsa bir bütün yaratıyorlar. Üstteki olgular esas olarak yönetsel, alttaki olgular esas olarak taraftara içkin.

İlk çemberde yer alan ilk argüman çok net bir hedefsizlik durumuna rağmen, sezon başı itibarı ile karşılaşmalardan uzak kalmanın heyecanı ile görmezden geliniyor. Maça gitmeyi amaçlaştıran bir taraftar yaklaşımı için yönetimin somut hedefsizliği o aşamada tali önem kazanıyor. Oysa birinci halka ve kendini sonradan büyüterek problemli hale gelen temel çelişki burada yer alıyor.

Sağa doğru devam edelim. İkinci çember, ilkinin devamı niteliğinde. Hedefsiz yönetimin ve gelir getirici bir sistem kuramayan yönetimin kaçınılmaz tarzı transferin açılmaması şeklinde kendini gösteriyor. Bu konuda ya “yoğun çalışma yapıldı bir aşamaya gelindi” şeklinde bir beklenti yaratılıyor, ya da önceki yıllarda olduğu gibi hiçbir açıklama yapılmıyor veya “yeniden yapılanıyoruz” soyut ve içiboş argümanı ile süreç ele alınıyor. Bu ikinci çemberin taraftara yansıması olguları olduğu gibi ele alamamak şeklinde beliriyor. Yerel basının ve sezon başında alınan birkaç galibiyetin etkisi ile kadro yapısı abartılmaya başlanıyor. Oyunculara methiyeler düzülüyor, takma isimler takılıyor, zemini olmayan kahramanlar türetiliyor. Bu süreç çelişkiyi çözmüyor, aksine yönetimin tarzını meşrulaştırıyor.

Bir sonraki çember, yine sıklıkla karşılaşılan bir durum. Sezona iyi teknik adam ve teknik ekiple girilmiyor. Ben yaptım oldu şeklindeki bir anlayışla teknik adamlar belirleniyor. Duygusal kararlarla bu isimlerin arkasında duruluyor. Ancak sürecin sonunda en kolay gözden çıkartılan da ironik şekilde yine bu teknik adamlar oluyor. Mahmut Aydın’dan, Kayhan Çubuklu’ya, Ergun Ortakçı’dan Ümit Metin Yıldız’a, Fatih Kavlak’tan Aydın Günaydın’a ve son olarak Galip Gündoğdu’ya uzanan 7 kişilik teknik adam kıyımı ilk iki çelişkinin kaçınılmaz sonuçları oluyor. Bu aşamada taraftarın sürece yabancılaşması kendini skor odaklılıkta gösteriyor. Kötü futbolla da olsa gelen galibiyetler,  teknik adam seçimindeki problemi sorgulamayı askıya alıyor.

Bir sonraki süreç genelde sezon ortasına doğru kendini gösteren ve derinleşen yönetsel problemler oluyor. Bu problemler ağır iletişimsizlik, kendini soyutlama, net olmama ile katmerlenirken taraftara yansıması ters bir bilinç ile yönetimin konumunu ve varlığını mutlaklaştırma eğilimi oluyor. Yani bir çeşit abartılı haleti ruhiyeye giriliyor. Kahraman ve süper kurtarıcı arayan bir yaklaşım taraftarın duygu ve eylemlerini belirliyor. Ters bir bilinç ile bu kahraman ağır problemlere rağmen yönetim içinden tespit ediliyor.

Bir diğer çelişki yönetimin nadiren de olsa yaptığı soyut açıklamalar oluyor. Bu açıklamalar genelde dönemin geçiştirilmesine yönelik oluyor. Taraftar için, sezon ortasında yoğun maç trafiği arasında bir çeşit sakinleştirici sunuluyor. Görece iddialı bir pozisyon bu soyut açıklamalarla yetinmeye yöneltiyor ve maçların seyri içinde odak yeniden bir sonraki maça kayıyor. Çelişki bu aşamada da çözülemiyor.

Ve nihayetinde sezon sonunda katmerlenen çözümsüzlüklerin yansıması olarak sportif başarısızlık geliyor. Bu sportif başarısızlık durumunun doğrudan sorumluluğu yönetimde olsa da, çeşitli paydaşlar yaratılarak (futbolcuların meseleleri, teknik adam, çimlerin kötü olması, hakemin memleketi, vs.) odak kaydırma gündeme geliyor. Bu somut ve sistemli bir tepki dile getirmeyi ve yaptırımda bulunmayı da imkansızlaştırıyor. Sistemsizlik içinde sezonun gerçek analizi yapılamıyor, yaşanan hayal kırıklıkları ve travmaların sorumluluğunu kimse üzerine almıyor. Çelişki patlama noktasına gelmiş bulunuyor.

Son olarak devreye uzun sessizliklerin ardından gelen soyut yönetim açıklamaları geliyor. Bu açıklamalar genelde dünyanın sonu geldi havası ile mistifikasyon ile gerçekleştiriliyor. Hiçbir inandırıcılığı ve gerçekçiliği bulunmayan istifa edilecek söylemleri dile getirilerek, taraftarın nabzı ölçülüyor. Bir yandan kahramancı bir eda ile duygusal konuşmalar yapılırken, diğer yandan çeşitli yöntemler ile taraftarın sistemsiz tepkileri kolaylıkla bastırılıyor. Bu aşamada hedef şaşırtmak, manipülasyon oldukça kolay hale geliyor. Taraftarın tüm zafiyetleri değerlendirilerek süreç bir çeşit vicdani yapılandırma şeklinde ele alınıyor ve beklenildiği gibi yönetim kendini konsolide ettiğini düşünüyor.

Çelişkilerin çözümlenmediği aksine bu sarmal döngü içerisinde kendini ürettiği, gelişerek kronik hale geldiği bir yapı içinde gelinen nokta yine ilk aşama oluyor. Yani hedefsizlik ve karşılığında beklenti yaratılan taraftar. Özellikle bu sezon öncesi bütün şehrin bayraklarla donatıldığı bir iklimde, yeni stadyum açılışı için bir özel maç dahi düşünülmemesi, kombinelerin çıkartılmaması, geçiştiren tarzın transfer tahtasında izlenmesi gelinen noktanın trajikliğini göstermesi açısından fazlası ile yeterli.

Peki çözüm ne? Çözüm öncelikle hangi zeminde hareket edildiğini görmek. Yukarıdaki çemberin doğasını ve nerelerden nasıl türediğini iyice anlamak. Ve derhal bu kısırdöngünün dışına çıkacak yenilenmiş mekanizmaları yaratmak. Kolay mı? Elbette kolay değil, ama imkansız da değil. Sorunların kaynağının ne olduğunu bir kez doğru tespit ettikten sonra, diğer çelişkiler çorap söküğü gibi çözülecek ve çok daha sağlıklı çember şeklinde olmayan, ileriye doğru gelişen yeni bir modele geçilecektir.

Önerilen Makale

Problem Yaratan Sonuç mu? Denklem mi?

Kocaelispor’da teknik direktör Ümit Metin Yıldız evresi nihayetinde sona erdi. Tekirdağspor’a 1-0 mağlup olduğumuz karşılaşmanın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir